2014, IŞİD'in Suriye ve Irak'ı birbirinden ayıran tarihi Sykes Picot sınırlarını yıkarak tüm dünyada ses getirdiği yıl oldu.

Irak Şam (Sınırsız) İslam Devleti (IŞİD)

2010’da yükselişe geçen tabanını, “Bakiye ve-Tetemedded” (kalan ve genişleyen) sloganıyla pekiştiren IŞİD, 28 Haziran’da Suriye sınırlarını ortadan kaldırdığını açıklayarak İslam Devleti kurduğunu ilan etti. Bağdat’ın tavrı, gidişatın kaderini belirleyecek en önemli etkenlerin başında geliyor.

Musul’un Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü tarafından beklenmedik bir anda ve yüksek tempolu bir “kentsel ilerleyiş” ile kontol altına alınışının üzerinden bir ay geçti. Örgüt, bu süre zarfında, kuzey güney koridorunda bir dizi operasyon gerçekleştirdi. Tikrit’i ele geçirerek Samarra ve Bağdat’a bir adım daha yaklaştı. Doğu batı istikametinde gelişen eşgüdümlü operasyonlarla Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan sınırlarına giden karayolları kontrol altına alındı. Irak ve Suriye siyasi sınırları fiilen ortadan kaldırılarak bir anda hilafet ilan edildi ve örgütün adı İslam Devleti olarak değiştirildi. Suriye’dekine benzer bir şekilde, barajlar, petrol bölgeleri, rafineriler ele geçirildi. Irak ordusuna ait Musul, Selahaddin, Kerkük ve Diyala’da bulunan 5 askeri bölük bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde talan edildi. IKBY Peşmerge İşleri Bakanlığı Genel Sekreteri Cabbar Yavar’ın açıklamasına göre, 200 bin kişilik bir orduya yetecek miktarda silah ve mühimmat bir anda ortadan kayboldu.

Aralarında Amerikan menşeli gelişmiş silahların da bulunduğu bu mühimmatın büyük bir bölümünün hiç vakit kaybedilmeden Suriye’ye taşınmaya başlanması ise, bölgede kısa vadede başka dinamikleri tetikleyebilecek bir dizi önemli gelişme yaşanabileceğini haber veriyor.

Egemenlik düğümü

Yaşanan bu gelişmeler, Bağdat hükümeti üzerindeki parçalayıcı baskıyı da giderek tırmandırıyor. Irak hükümeti, ülkenin etnik ve mezhep unsurlarını siyasi olarak bir arada tutmayı başaramadığı gibi ülkeyi askeri olarak da bir arada tutabilecek gücü kaybetmiş durumda. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, Irak’ın mevcut askeri gücüyle Bağdat’ı savunabilecek durumda olduğunu ancak IŞİD tarafından ele geçirilen şehirlerin yeniden kontrol altına alınabilmesinin dış askeri yardım olmadan mümkün olmayacağını açıkladı. Amerikan ordusunun 10 Haziran’a kıyasla gelişmeler hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olduğunu söyleyen Hagel, IŞİD’nin, Sünni nüfus ile kurduğu iç içe ilişkiler nedeniyle bu bölgelerden askeri olarak çıkarılabilmesinin mümkün gözükmediğini vurguladı. IŞİD ile Suriye’dekine benzer bir formülle hükümet karşıtlığı ortak paydasında buluşanmuhalif gruplar, gelecek her tür dış askeri müdahele karşısında ise bu ittfakını daha da sağlamlaştırabilir. Üst üste atılan bu düğümler yaşanan krizin daha derinleşmesine yol açıyor.

El Kaide’den “hilafete”

Irak El Kaidesi’nin kurucu lideri Ebu Musab Zerkavi’nin 2006 yılında düzenlenen bir Amerikan hava saldırısıyla öldürülmesinin ardından Bağdat’tan Musul’a kadar geriletilen örgüt, Sünni aşiretlerin de hedefi haline gelerek, hızla çöküş sürecine girmişti.

2010 yılına kadar devam eden bu kanlı süreçte, örgütün askeri kadrolarının hemen hemen tamamı etkisiz hale getirilmiş, birçok tepe isim öldürülmüştü. Yüzlerce isim ise tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. 2010 yılında örgütün liderliğini ele alan Ebu Bekir el-Bağdadi ise, tüm yapıyı neredeyse sıfırdan teşkilatlayarak, müstakil bir yapıya dönüştürdü.

Tabanını, “Bakiye ve-Tetemedded” (kalan ve genişleyen) sloganı ile pekiştirmeyi başaran Bağdadi, Nisan 2013’te Suriye’ye geçiş yaparak Irak Şam İslam Devleti’ni, Haziran 2014’te ise Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayan sınır geçişlerini bütünüyle kontrol altına alarak Halep’ten Bağdat’ta kadar uzanan bölgede Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kurduğunu açıkladı ve kendisini halife ilan etti.

Ramazan ayının ilk gününde Irak’ın Suriye sınırında oluşturulan bir mizansenle dünyaya duyurulan hilafetin önünde duran şu an için en büyük engel ise, Irak’ın bütünlüğünün korunması olarak karşımıza çıkıyor. Irak hükümetinin Sünnilere karşı sürdürdüğü ayrımcı siyasetin yol açtığı sorunların ortadan kaldırılmasının en temel yolu, merkezi otoritenin tüm etnik ve mezhepsel kimlikleri kuşatacak şekilde yeniden örgütlenmesinden geçiyor.

İran yönetimi tarafından örgütlendiği bilinen Iraklı Şii milislerin sıkı devlet denetimine tabi tutularak kontrol altına alınması ve bürokratik kademelerde yer alan keyfiyet düzeninin önüne geçilmesi gerekiyor. Irak hükümetinin bu yönde kalıcı adımlar atmaması halinde ise Sünni halkın yaşananları giderek daha fazla “İran işgali” olarak algılaması beklenebilir. Bu durumun Sünnilerin IŞİD ile olan işbirliğini daha da ileri noktalara taşıyabileceğini söyleyebiliriz.

Hedef, Sünni ayaklanma

Ebu Bekir el-Bağdadi liderliğindeki IŞİD, her yıl Ramazan ayına, yeni bir aşama ilan ederek giriş yapıyor. Örgüt, ilk olarak 2012’de “Duvarları Yıkma” adıyla başlattığı bir yıl süren askeri kampanyayla büyük bir ivme yakalamıştı. Bir taraftan, salt terör eylemleriyle rakipler zayıflatıldı, mezhep ayrılıkları derinleştirildi, bir taraftan da, sahada kaydedilen ilerlemelerle “zafer vaadi” söylemi diri tutularak, ana itici güç olmayı sürdürdüler. “Duvarları Yıkma” sırasında düzenlenen hapishane baskınlarıyla, Temmuz 2013’te Ebu Gureyb ve Taci hapishanelerinde tutulan, aralarında üst düzey El Kaide üyelerinin de bulunduğu 2 bin kadar mahkum serbest bırakılarak askeri liderlik kadroları takviye edildi.

2013 yılının Ramazan ayında başlatılan “Askerlerin Hasadı” kampanyası ise, 10 Haziran’dan bu yana yaşadığımız hızlı ilerleyişi de kapsayan ikinci en büyük askeri kampanya oldu. Henüz resmen noktalandığı açıklanmayan bu kampanyanın nihai hedefinin ise, Musul’un ardından, Irak hükümetine karşı yılbaşından bu yana direnen Felluce kentinin ele geçirilmesi olarak nitelendiriliyor. Enbar Uyanışı’nın iki önemli şehri Felluce ve Ramadi’nin IŞİD tarafından kontrol altına alınması demek, Sünni ayaklanmanın ana kaynaklarına sınırsız erişim imkanı verebilir.

Suriye rejiminin Halep’teki muhaliflere varil bombaları yağdırmakla meşgul olduğu bir dönemde, 2013 yılının Mayıs ayında Irak’tan Suriye’ye geçiş yaparak Rakka ve Deyrizzor kentlerinde egemenlik kuran IŞİD, mevcut en büyük dönüşümünü de bu aşamada yaşadı.

Sponsorlarla bağlar koptu

IŞİD’nin Rakka’daki ilerleyişi Suriye rejiminin muhalefeti radikallik parantezine toplayarak marjinalleştirme stratejisiyli engellenmemişti. Bu kentlerde bulunan zengin petrol kaynaklarından elde edilen gelirle dışa bağımlılığını büyük ölçüde ortadan kaldıran örgüt, ayakta kalması için bağımlı olduğu dış sponsorların tahakkümünü de böylelikle sona erdirdi. Ebu Bekir el-Bağdadi liderliğindeki örgüt, bu aşamadan sonra istediği her silahı temin edebilir bir mali güce erişerek, genişleyen sınırlarını kontrol altında tutmak için ihtiyaç duyduğu insan kaynağını da kendisine çekmeye başladı.

2010 yılına kadar, salt iç savaş tetikleme hedefine odaklanan bir terör örgütlenmesiyle kalıcılık arayan bu yapı, bu özelliklerini koruyarak, eşgüdümlü askeri operasyonlar yürütebilen ve ürettiği “zafer vaadi” ile meşruiyetini canlı tutabilen bir yarı ordu örgütlenmesine dönüştü.

Musul da mı aldatmaca?

Ana askeri stratejisini “aldatma taktiği” üzerine inşa eden IŞİD, 10 Haziran’da Musul’u kontrol altına almadan beş gün önce, Şiiler için hayati öneme sahip Samarra kentine yoğun bir saldırı başlatmıştı. Bağdat hükümetinin tüm dikkati bu yöne çevrilmişken İran ve Suriye’deki birçok Şii lider, Samarra için cihad çağrılarında bulunuyordu.

Tam bu sırada yaklaşık bin kadar militanıyla IŞİD, Musul’a girdi, kısa sürede kontrolü ele geçirdi. Bir hafta gibi kısa bir sürede kuzey ve batı ekseninde birçok kentin kontrol altına girmesiyle, Irak hükümeti Bağdat için savunma seferberliği ilan etti.

Bağdat’ta süren bu gergin bekleyiş devam ederken IŞİD’in de Irak’ta ele geçirdiği askeri mühimmatı Suriye’nin Rakka ve Deyrizzor kentlerine taşıdığı görülüyor.

Şu aşamada IŞİD’nin Irak’ın üniter yapısını parçalayamadığı, Bağdat hükümetini kalıcı olarak ortadan kaldıramadığı her senaryoda kontrol altına aldığı bölgelerde uzun vadede tutunabilmesi güç olabilir.

Irak ordusunun ocak ayında Enbar’da  Sünni Uyanışa karşı başlattığı operasyonlara karşı koymasıyla Iraklı Sünnilerin genel desteğini arkasına alan IŞİDnin, Sünnilerin bu desteğini koruyabilmesinin tek yolu, kontrolündeki şehirlerde halka karşı davranışlarından geçecektir. Irak El Kaidesi’nin 2006’dan sonra çöküşünü hızlandındıran en önemli bebeplerden bir tanesi de, örgütün, Irak’ın tamamına verdiği zarardı. Önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmeler, sürecin geleceği hakkında önemli ipuçları sunabilir.

Bu yazı, 5 Temmuz 2014’te Star Açık Görüş’te yayınlandı.

Leave a Reply